Ayrılık da Sevdaya Dahil

”çünkü ayrılık da sevdâya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili”

ATİLLA İLHAN

Arjantin’in Rosario kentinde 1987 yılında doğdu, futbola 8 yaşında Newell’s Old Boys’da başladı. Ardından vücudundaki büyüme hormonu eksikliği onu Barcelona’ya götürdü… Onun hikayesini yazmak isteyenlerin birçoğu böyle başlardı sanıyorum Arjantinlinin hayat hikayesine. Sonrasında tabi La Masia’daki günleri, oradaki arkadaşları, Barça’da kazandığı sayısız kupa… Ancak bu hikaye diğerlerinden biraz farklı. Bu hikaye asla ayrılmaz denilen iki sevgilinin kopuşunun hikayesi. Bu hikayede Puyol’un kaptanlığı, İniesta ve Xavi’nin alınteri, Cruyff ve Guardiola’nın mirası, Maradona’nın halefi var. Barcelona tribünlerindeki ünlü söze nazire yaparcasına yazıyorum: bir ayrılıktan çok daha fazlası…

Küçük bir adamın ilk adımları…

Tarih 16 Ekim 2004… Katalunya derbisinde Espanyol’un konuğu Barcelona…

Dakika 80’i gösterdiğinde yedek kulübesinden Frank Rijkaard yardımcısına sesleniyor, ‘’Johan, Leo’yu çağır!’’. 17 yaşındaki Arjantinli Rijkaard’ın yanına gelirken biraz gergin ama çok kararlı. Espanyol tribünleri ve televizyondan maçı takip eden milyonlar ise neye şahit olduklarının farkında değil. 17 yaşındaki bu genç, ilk kez resmi bir maçta forma giyerken maçın kalan küçücük diliminde bile herkese üzerinde bir çeşit tılsım olduğunu kanıtlıyor adeta.

Tarih 17 Ağustos 2005… Arjantin, Macaristan karşısında hazırlık maçına çıkıyor.

Kenardaki çocuğa Maradona yakıştırması yapılıyor tıpkı öncesinde onlarca futbolcuya yapıldığı gibi. Ama Arjantin’nin tüm sokakları da farkında ki bu çocukta diğerlerinde olmayan özel bir şeyler var. Tıpkı Diego’da olan tarzda özel bir şeyler. Dakika 63’te nihayet oyuna giriyor işte. Arjantin’de herkes şüpheci gözlerle onun Maçın Hakkı’nı vermesini bekliyor. Dakika 65 olduğunda, rakibine dirsek atan genç adam kırmızı kart görüp sahayı terk ediyor. Arjantinlilerin bir kısmı sinirli şüphesiz. Ancak diğer bir kısmının aklından eminim şu sözcükler geçiyor: ‘’Aman Tanrım! Bu tam Diego’nun yapacağı türden bir şey’’.

Koşar adım zirveye…

Tüm gözlerin çevrildiği, spot ışıklarının en parlak olduğu yerlerde işte böyle atmıştı ilk adımlarını seneler önce Messi yeşil sahaya. Uzun ve ihtişamlı bir yürüyüşün ilk adımları… 20 yıl, 16 koca sezon taşıdı Barcelona formasını Messi. 731 maçta 634 gol ve 285 asist yaptı takımı için. Bu istatistikler Katalan ekibinin müzesine 4 Şampiyonlar Ligi, 3 Avrupa Süper Kupası, 3 Fifa Dünya Kulüpler Şampiyonluğu, 10 La Liga, 8 Kral Kupası, 8 İspanya Süper Kupası olmak üzere tamı tamına 36 adet kupa getirdi. Arjantinliye ise 6’sı Balon D’or olmak üzere 30’u aşkın bireysel ödül. Ancak tüm bu apoletlerin ötesinde onun bu yürüyüşüne şahit olma şansına sahip olanlar için her 90 dakikası ayrı bir keyif ayrı bir şaşkınlık sebebiydi. Uzaylı, dahi, Maradona’nın varisi… Ona takılan onlarca lakaptan sadece birkaçı. Barcelona’nın bayrak adamı, Xavi ve İniesta’nın kafayı kaldırdığında ilk gördükleri kişi, Ronaldinho’nun yerini alan adam. Şimdi belki de ilk defa adımları onu çıkış kapısına götürüyor. Kim bilir belki Messi, seneler sonra ilk defa bavullarını temelli topluyor. Messi, büyük ihtimalle sadece adını duyduğu bir ülkenin, muhtemelen adını daha önce hiç duymadığı şairi Atilla İlhan’ın onun şuan yaşadığı şeyi böyle güzel özetlediğini bilse ne derdi acaba? Bu sözlere kulak ver Leo…Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hala sevgili.

biz bu noktaya nasıl geldik?

Biz bu günlere nasıl geldik? Belki de her ayrılık konuşmasının klişe sorusudur bu. Eğer bu da bir ayrılıksa şüphesiz bu sorunun sorulması ve cevabını bulmak içinse geçmişe dönülmesi gerekiyor. Real Madrid’in her anlamda Barcelona’ya karşı üstünlüğü Laporta’nın Barcelona başkanı olmasıyla son buluyordu bundan yıllar önce. 8 yıl Barcelona başkanlık koltuğunda oturan Laporta, kulübü olduğundan çok daha iyi bir noktaya getirmiş, Real Madrid’in üstünlüğünü kırmayı başarmıştı. Kendinden sonra gelen yakın arkadaşı Rosell ise Laporta’nın çizgisini devam ettirme niyetindeydi. Üstelik bunu başardı da. Ta ki 2014’teki Neymar transferine kadar. Biz Messi okumaya geldik şimdi Neymar da nereden çıktı demeyin. Neymar belki de gelişi ve gidişiyle Barcelona tarihinde bilhassa saha dışında bir dönüm noktası oldu. Zira Rosell, Neymar transferinde usulsüzlük yaptığı iddialarının ardından Barcelona’da koltuğu bir başka isme ‘’geçici’’ olarak teslim etmek zorunda kaldı. Josep Maria Bartomeu… Bartomeu geçici başkanlık sürecini, özellikle finansal hamleleri ve Barcelona’yı denizaşırı ülke pazarlarında getirdiği güçlü konum nedeniyle oldukça başarılı geçirdi. Öyle ki 2015 yılında yapılan seçimde Laporta karşısında az bir farkla da olsa Barcelona’nın yeni başkanı olmayı başardı. Ancak o da tıpkı selefi gibi Neymar yüzünden sarsıldı ve belki de ne olduysa Neymar’dan sonra oldu. Sıradan bir yaz günü spor kanallarındaki altyazıları okuyanlar, tıpkı tüm Barcelonalılar gibi şaşkınlıkla ekrana bakakaldılar. Paris Saint Germain, bir çılgınlık yapmış ve Barcelona yönetiminin büyük ihtimalle sözleşme yapılırken öyle yüksek bir bedel koyalım ki Neymar bir yere gidemesin diyerek koyduğu 222 milyon euro’luk fesih bedelini ödemişti. Ne Bartomeu buna hazırdı ne de Messi başta olmak üzere Barcelona futbolcuları. Neymar herkesi şok içinde bırakarak Paris’in yolunu tutmuştu.

Bu transfere o kadar hazırlıksız yakalandı ki Barcelona yönetimi, Neymar’dan gelen parayı alelacele Dortmund’un genç yeteneği Dembele ve Liverpool’dan Coutinho’ya verdi (Coutinho’dan gelen parayı nasıl harcadığına baktığımızda sanırım Neymar sadece Barcelona için değil, Liverpool için de bir dönüm noktası oldu). Ancak Dembele, değil Neymar’ın yerini doldurmak sakatlıkları atlatıp düzenli oynayacak seviyeyi dahi göremeyince yönetim ciddi şekilde eleştirildi. Ardından özellikle 2019 yazında Bartomeu ve ekibi Neymar için PSG ile görüşse de Neymar’ın geri dönüşü gerçekleşmedi. Bu geri dönüşün gerçekleşmemesi, özellikle Messi liderliğindeki oyuncu grubu ve yönetim arasındaki ipleri germişti. Messi, Suarez ile oluşturduğu ikilinin ancak Neymar ile tamamlanabileceğine inanıyor ve yönetimi bu konuda yeterince istekli davranmamakla suçluyordu. Neymar’ı alamayan Bartomeu, onun yerine toplam 195 milyon euro harcayarak De Jong ve Griezmann’ı takıma getirdiğinde, eleştirilerin dozu artmıştı. Bartomeu, çok fazla para harcayarak Barcelona geleneğini hiçe saymakla suçlanıyordu.

kriz kapıda

Ancak bu günlerden 2019’un başlarına bakan biri, Barcelona’nın o günlerde bugünlere göre çok daha huzurlu olduğunu rahatlıkla söyleyebilir. Keza 2019’un Şubat ayı, Barcelona’da büyük krizin seslerinin ilk kez duyulduğu zamanlardı. Taraflardan yönetimi temsil eden Eric Abidal’in karşısında, belki de taraftarından şehrine, bu kulübün son 20 yılını temsil eden Lionel Messi vardı. Oyuncularla arası oldukça iyi olan Valverde gönderilmiş ve sportif direktör Abidal bu konu hakkında sonradan başını çok ağrıtacak olan bir açıklama yapmıştı.

“Futbolcular kendisinden memnun değildi. İç iletişimde sorunlar yaşanıyordu. Ayrıca antrenmanlarda da iyi çalışılmıyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey iyi gibi görünüyordu ama eski futbolcuysanız bazen bu gibi durumları hissedersiniz. Bazı detayları da gözden kaçırmazsınız. Ben de yönetime Valverde ile ilgili düşüncelerimi söyledim ve gönderilmesi kararı alınmasını istedim”

Bu açıklama sonrası, saha içinde ve dışında ses çıkardığına çok şahit olmadığımız Messi kılıcını çekmiş ve sosyal medya hesabından Abidal’e çok sert çıkmıştı.

“Aslında bu tür açıklamalar yapmaktan pek hoşlanmıyorum. Herkes kendi görev alanından sorumlu olmalı ve kararlarına dikkat etmelidir. Futbolcular, sahada olanları ve kendilerini iyi hissetmedikleri zamanı ilk bilenlerdir. Sportif yöneticiler de sorumluluklarını ve özellikle aldıkları kararları üstlenmelidirler. Son olarak oyuncular hakkında konuşuyorsan isim vermelisin. Bunu yapmadığın zaman ortaya herkesin ismini atmış, doğru olmayan dedikoduların yayılmasına olanak sağlamış ve hepimizi kirletmiş oluyorsun.”

yolun sonu gözüküyor

Tüm bunlar yaşanırken haber kaynakları Manchester City’nin Messi için 700 milyon euro’yu gözden çıkardığını yazıyor, ayrılık ilk kez bu kadar ciddi konuşuluyordu. Abidal – Messi krizi Bartomeu yönetimi tarafından görmezden gelinmiş, ne Messi ne de Abidal yerinden edil(e)memişti. Lakin o dönemlerde krizin Abidal- Messi krizi olduğunu düşünenler zaten fena halde yanılıyordu. Çünkü kriz aslında bir anlamda yönetim kriziydi. Barcelona tarihinin belki de en uzun Şubat ayı bir başka büyük krize daha gebeydi.

İspanya’da yayın yapan bir radyo kanalı, Barcelona yönetim kurulunun kamuoyunda kendi profillerini yüksek tutmak amacıyla bir sosyal medya şirketiyle anlaştığını duyuruyordu. Üstelik bu şirket sadece yönetimin profilini yükseltmeyecek, Barcelonalı taraftarların ve kulübün bayrak adamlar olarak gördüğü Puyol, Xavi, Guardiola, Pique ve nihayetinde Messi gibi figürleri troll ordusuyla karalayacaktı. Tüm bu iddiaları reddeden Bartemou her geçen gün kulübü krizin içine çekiyordu.

Devam eden süreçte Valverde’yi gönderen Barcelona, Setien ile aylar önce görüşmeye başladığını söylüyor fakat Setien ise ilk basın toplantısında ‘’Dün akşam Barcelona beni arayıp, teknik direktörleri olmamı istediğinde inanamadım.’’  diyordu. Üstelik Setien’den önce hocalık için görüşülen Barcelona’nın bayrak adamı Xavi teklifi inanmadığım bir projede çalışmak istemiyorum diyerek reddediyor ve bu adeta Bartemou ile bayrak adamların karşı karşıya geldiğinin ispatı niteliği taşıyordu. Nisan 2020’de ise 6 Barcelonalı yöneticinin istifası, üstelik istifa edenlerden bazılarının yönetimi yolsuzlukla suçlaması buzdağının görünmeyen kısımlarını da su yüzüne çıkarmıştı. Belki de kazan bu denli kaynıyorken herkes için pandemi arası bir dinlenme, sakinleşme dönemi olabilirdi. Ancak 2020 felaketler yılı hala devam ediyor, Barcelona ve Messi’yi bu sefer saha içindeki kriz bekliyordu. Pandemi dönüşü, Ronaldo’yu kaybettikten sonra toparlanmaya çalışan Real Madrid’e şampiyonluk verilmiş, Messi basın önünde toparlanmaları gerektiğini yoksa çok daha kötü şeyler yaşayabileceklerini söylemişti. Ancak filmin sonunu büyük ihtimalle Messi bile tahmin edememişti. Bayern karşısında alınan 8-2’lik yenilgi bardağı taşırmanın yanında bardağı paramparça etmişti. Hakemin son düdüğü, Barcelona’da bir devrin sona erdiğinin habercisiydi. Maçtan sonra Setien ve Abidal kovulmuş, yönetim olağanüstü toplanmıştı. Pique kameralar önünde yönetimin değişmesi gerektiğini ima ediyordu, Messi ise sessizliğini korumaktaydı…

bir ayrılık şarkısı seç

26 Ağustos’da ise herkesin acaba doğru mu diye merak ettiği iddialar bizzat Barcelona tarafından doğrulandı. Messi, 20 yılının bu kulübe adamış olan belki de dünyanın en iyi futbolcusu kulüpten ayrılmak için yönetime faks çekmişti. İddialara göre Messi’nin sözleşmesinde her yıl Mayıs sonuna kadar dilerse ücretsiz ayrılmasına olanak sağlayacak bir madde vardı ve Messi bu maddeyi kullanmak istiyordu. Lakin pandemi dönemi ve sezon takviminin değişmesi işi karıştırmıştı. Barcelona yönetimi ise bu karışıklığı lehine kullanarak Messi’yi kaybetmemekte, kaybedecekse de bedelsiz kaybetmemekte kararlı olduğunu belirtiyordu. Messi’nin ayrılık kararını ise Koeman ile yaptığı görüşmeden sonra aldığı iddia ediliyordu. İddiaya göre Messi, Koeman’ın Vidal ve Suarez’i takımdan göndermeyi düşünmesinin ardından kararını vermişti. Zaten Setien’den sonra derhal Xavi’nin takımın başına gelmesini ve Suarez’in mutlaka takımda kalmasını isteyen Messi için bu görüşme pek çok şeyi açıklığa kavuşturmuştu. O artık kendini bu kulübe ait hissetmiyor, etrafında olanlar Barcelona’da yıllardır alıştığı düzene tamamen zıt geliyordu. Puyol, Suarez gibi isimlerin de sosyal medyadan Messi’nin kararını desteklemeleri aylar öncesinden başlayan yönetim – bayrak adamlar çatışmasının son raddede Messi’nin ayrılığına dayandığını gösteriyordu.

Messi gerçekten Barcelona’dan ayrılacak mı yoksa  bu çatışma masasında ortaya sürdüğü bir blöf mü orası bilinmez, ancak bu ayrılık için olmazsa olmaz şart sözleşmedeki bedelsiz fesih gibi gözüküyor. Pusuda ise Manchester City ve Paris Saint Germain başta olmak üzere Avrupa’nın devleri var. 33 yaşında bugüne kadar evinden hiç ayrılmamış, kimseye gönlünü vermemiş olan bu adam için belki de hayatının en zor kararını verme vakti. Bordo mavi formanın dışında ( tabi olası bir Trabzonspor transferi herkes için şüphesiz şok olacaktır) bir başka forma giymeye cesaret edebilecek mi? Kendisini kollarını açmış bekleyen bir Guardiola’yı mı yoksa ezeli rakip ebedi dost Cristiano’nun Juventus’unun hanedanlığını sonlandırmayı mı seçecek? Yoksa her şeyi değiştiren adam Neymar’ın yanında Paris’in ışıltılı hayatına mı atacak kendini? Bunun cevabını zaman gösterecek. Ancak şüphesiz onun bavulundaki favori t-shirt her zaman bordo ve mavi renklerini taşıyacak, o her zaman Barcelona’nın en unutulmaz 10 numarası olarak tarihteki yerini alacak.