Uyuyan Devler: A.C Milan

Uyuyan Devler: Milan

2000’li yıllar… Mahalle aralarında futbol topunun peşinde koşan, hafta sonu STAR TV ekranlarında Sabri Ugan ustanın sunumuyla ‘’Şampiyonlar Ligi Özel’’ programının başına heyecanla geçen çocuklar… Onlar için futbolun tadı şüphesiz başkaydı. Avrupa’da Türk takımlarının başarıları şimdilerde olduğu gibi yıldönümleri kutlanan efsanevi olaylar değil, yakın geçmişin anılarıydı.

O dönemlerde oynanan futbol da farklıydı üstelik. Her şeyden önce futbol bir stil meselesiydi. Stil ise şüphesiz bir İtalyan işi… Kırmızı-siyah İtalyan tarzı formaları, ışıltılı yıldızları, bayrak adamları ve gelenekleriyle bu stilin en ‘’beyefendi’’ temsilcisi ise şüphesiz A.C Milan’dı. O günlerde Avrupa’yı kasıp kavuran Rossoneri, şimdilerde Avrupa bileti alabilmek için mücadele eden ‘’sıradan’’ bir İtalyan takımı görüntüsünde. 90’ların başında San Siro’yu başları dik, göğüsleri kabararak ve yüzlerinde hafif kibirli bir tebessümle dolduran taraftarlar, artık kendi çocuklarının Milano’daki balkonlara hemen her sezon sonunda siyah-beyaz bayraklar asışını izliyorlar. Peki, bir zamanların futbol devi nasıl oldu da bugünlere geldi? Bu sorunun cevabı Uyuyan Devler Serisi: A.C Milan dosyasıyla Maçın Hakkı’nda. Keyifli okumalar…

İki İngiliz Bir İtalyan Kulübü Kuruyor

16 Aralık 1899 tarihinde İtalyan gazetelerinin okurları arka sayfalarda küçük puntolarla iki İngiliz girişimcinin, İtalya’da bir futbol ve kriket kulübü kurduklarını okuyordu. Milan kuruluşundan çok kısa bir süre sonra saygınlık ve itibar kazanacak, 1901, 1906 ve 1907’de gelen 3 şampiyonlukla İtalyan futboluna hızlı bir giriş yapacaktı. Ancak 1907’deki şampiyonluk sonrası kulüp yolun daha başında  kendisini büyük bir iç karışıklığın içinde bulacaktı.

Yer: Milano, Mekan: Milan kulüp binasıÜyeler arasında hararetli bir tartışma yaşanmakta. Kulübün yabancı oyunlara da kapısını açarak internazionale (uluslar arası) bir yapıya kavuşmasını isteyen 44 üye karşısında gelenekçiler var. Uzun tartışmalar sonunda açılan toplantı kapısı ve dışarı çıkanlar ise 1908 yılında A.C Milan’ın en büyük rakibi F.C Internazionale Milan’ı kuracak olan 44 üye…

Milan, 1907’deki şampiyonluğun ardından 45 yıllık bir şampiyonluk hasreti çekecekti. İtalya’nın 2 dünya savaşı atlattığı bu süreçten sonra 1950’lere geldiğimizde ise, kulüp yıllar önce bölünmeye neden olan anlayışını terk etmiş görünüyordu. Öyle ki takımın en önemli isimlerinden bazılarını İsveçli futbolcular oluşturmaktaydı. 50’lerden 60’lara uzanan bir süreçte kulüp müzesi kapılarını 4 şampiyonluk kupası için açıyordu. 1963’te ise İtalya futbol tarihi bir ilki yaşayacaktı. Milan, Avrupa kupasını Milano’ya getirerek artık uluslar arası bir kulüp olduğunu tescil ediyordu. 1980’lere kadar başarılı çizgisini devam ettiren Milano temsilcisi, bu dönemde 10 lig şampiyonluğu, 4 İtalya Kupası, 2 Şampiyonlar Ligi, 2 Kupa Galipleri Kupası ve 1 Kıtalararası Kupa kazanarak İtalyan futbolunun lokomotifi olma misyonunu yerine getiriyordu. Milan için her şey bu kadar iyi giderken 1979-1980 sezonu kimsenin beklemediği şekilde sona erecekti.

Yer: İtalya Futbol Federasyonu Disiplin Komitesi toplantı odası. Odadakilerin hepsi gergin bakışlarla birbirlerini süzüyor. Masada, komite tarafından başlatılan şike ve teşvik incelemesine dair çarpıcı raporlar var. Bu raporların en çarpıcı bölümü ise, skandala karışanlar listesinin tepesinde yer alan bir isim: Felice Colombo- A.C Milan Başkanı.

80 sezonunda Lazio ile birlikte küme düşen Milan için bu cezanın bedeli çok ağır oldu. İtalyan şampiyonunun ikinci ligde mücadele etmesinin yanı sıra, kulübün prestiji büyük bir darbe almıştı. Sonraki sezon birinci lige çıktıysa da orada tutunamayan Milan, 81-82 sezonunda bu kez sportif başarısızlık nedeniyle küme düşmüştü. Henüz 5 yıl önce İtalya ve Avrupa futbolunu kasıp kavuran kırmızı siyahlılar borç batağına düşmüş, prestijini kaybetmiş ve başarısızlığı tatmıştı. Kulüp için değişim çanları çalıyordu. Milan kabuk değiştirmeli ve bu krizi atlatmalıydı.

SİLVİO BERLUSCONİ SAHNEDE !

1986 yılında İtalya’nın ilk özel televizyonu olan Canale 5’in sahibi Silvio Berlusconi, A.C Milan’ı mevcut borçlarıyla birlikte satın aldığını açıkladı. Kariyerinin başından itibaren oldukça hırslı bir isim olarak öne çıkan Berlusconi, bölgesel bir inşaat şirketi kurarak başladığı kariyerini İtalya’nın en büyük medya imparatorluklarından birinin sahibi olarak devam ettirmişti. Bu kariyerin taçlandığı an ise şüphesiz 1994 yılında kazandığı seçim ve İtalya Başbakanlığı olacaktı. Berlusconi ilk iş, herkesi şaşırtan bir kararla takımın başına Parma’da oynattığı yenilikçi futbolla dikkat çeken Arrigo Sacchi’yi getirdi. Sacchi’ye hoş geldin hediyesi olarak Hollanda milli takımının üç yıldızı Marco van Basten, Ruud Gullit ve Frank Rijkaard kırmızılı siyahlı formayı giymek için İtalya’nın yolunu tuttu.

Ek olarak takıma katılan Roberto Donadoni, Carlo Ancelotti ve Giovanni Galli gibi İtalyan oyuncular takıma dahil edilen diğer yıldız oyuncular olacaktı. Arka dörtlüde ise Tassotti, Costacurta, Kaptan Baresi ve genç Maldini(Paolo) oynuyordu. Böylelikle Milan, bir süre uzak kaldığı zirveye çok güçlü bir şekilde geri döndü.Sacchi, Milan’ı sadece eski günlerine geri döndürmekle kalmayacak, dünya futboluna 4-4-2 sistemini armağan edecekti. 90’ların sonunda Milan, World Soccer dergisinin yaptığı küresel bir ankete göre dünyanın en başarılı futbol takımı seçildi. Sacchi, 1 İtalya şampiyonluğu, 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 2 Süper Kupa, 2 Kıtalararası Kupa olmak üzere arkasında oldukça görkemli bir koleksiyon bırakarak İtalya Milli Takımı’nın başına geçti. Milan’ın Sacchi sonrası seçimi eski Milanlı tecrubesiz Fabio Capello oldu.

Capello ile kaldığı yerden devam eden Milan, özellikle 91-92 sezonundaki namağlup şampiyonluk ve 93-94 sezonunda 34 maçta 36 gol atıp 15 gol yiyerek kazandığı Seria A zaferinin yanı sıra İtalya’ya getirdiği şampiyonlar ligi şampiyonluklarıyla da kulüp tarihinin en başarılı dönemlerinden birine imza atacaktı. Her geçen yıl kadrosunda dönemin en parlak yıldızlarından birkaçını bulunduran Milan’ın hem saha içinde hem de saha dışındaki yapısı diğer tüm kulüplere örnek teşkil ediyordu. Kulüp üst üste şampiyonluklarla ekonomisini daha da güçlendiriyor, yaptığı akılcı yatırımlarla da karşılığını fazlasıyla alıyordu. Üstelik 94 yılında yapılan seçimlerde kulüp sahibi Berlusconi’nin İtalya Başbakanı seçilmesi kulüp için ‘’görünmez’’ bir desteği de beraberinde getiriyordu. Tüm bu sürecin sonunda Capello 96’da Real Madrid’in yolunu tutarken arkasında tıpkı selefi Sacchi gibi göz alıcı bir kupa koleksiyonu bıraktı.

Berlusconi 96 yılında Sacchi’yi tekrar takımın başına getirse de, İtalyan teknik adamın oynattığı futbolun şifreleri çoktan çözülmüştü. Sacchi başarısız olunca tekrar Capello kartını oynayan Milan, Real Madrid’den yıpranarak dönen eski hocasıyla da aradığı başarıları kazanamayacaktı.

EFSANE MİLAN KADROSU DOĞUYOR

Milan, 2001’de Fatih Terim ile anlaştığında Türkiye’de büyük çoğunluk bir gecede Milan taraftarı olmuştu. Üstelik Ümit Davala’nın da orada oynaması, Milan maçlarının ülkemizde ayrı gözle izlenmesine sebep oluyordu. Ancak Fatih Terim’in geliş ve gidiş süreci türlü tartışmaları beraberinde getirecekti. Milan, şuana kadar dikkatli okuyucuların fark ettiği üzere oldukça muhafazakar bir kulüp kültürüne sahipti ve her zaman bununla övünürdü. Burası gelenekçilerin ve bayrak adamların yeriydi. Kulüp İngizler tarafından kurulmasına karşın, yıllar boyunca en elit İtalyan hoca ve futbolcular için çekim merkezi olmuştu.

Dahası kulüp bunu bilinçli bir şekilde tercih etmişti. Fatih Terim takımın başına gelmeden evvel de bu tartışmalar su yüzüne çıkmıştı. Zira Milan’ın gelenekçi yapısı itibariyle, kulüp yönetiminde Avrupa’nın başka hiçbir kulübünde örneği olmayan bir şekilde eski/yeni sembol futbolcuların ağırlığı çok fazlaydı. Ömrünü Milan’a adayan Maldini ailesi de bu futbolcu ağırlıklı yapının merkezinde yer almaktaydı. Hali hazırda takımın yönetim kurulunda söz sahibi olan Cesare Maldini ve Adriano Galliani takımın başında daima Milan geleneklerinden yetişmiş, İtalyan biri olması gerektiğine inanıyordu. Üstelik oyuncular içinde de bu fikri destekleyen ve liderliğini Paolo Maldini’nin çektiği bir ‘’beyefendiler masası’’ olduğu bilinmekteydi. Bu yapının da etkisiyle Terim’in Milan kariyeri oldukça kısa sürdü ve takım Carlo Ancelotti’ye emanet edildi.

Ancelotti’nin performansı, baba Maldini ve Galliani’yi haklı çıkartacaktı. Bu süreçte 2000’lerin başında futbolla ilgili olan herkesin ezberden sayabileceği ‘’efsane Milan kadrosu’’ kurulmuştu. Dida, Cafu, Nesta, Stam, Maldini, Gattuso, Pirlo, Seedorf, Kaka, Crespo, Shevchenko’dan oluşan Avrupa’nın en güçlü kadrolarından biriyle Ancelotti 2009’da Milan’dan ayrılana kadar 1 İtalya Şampiyonluğu, 1 İtalya Kupası, 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 2 Süper Kupa ve 1 Kıtalararası Kupa kazanacaktı. Özellikle bu süreçte Kaka’nın damaklarda bıraktığı tat, o günleri hatırlayanlar için şüphesiz unutulmazdı.

Calciopoli

Ancelotti’nin dönemi başarıların yanı sıra İtalya futbolu ve Milan için bir büyük skandala daha şahit olacaktı. 2006 yılında dünya futbolunun en gözde yıldızlarından birkaçı İtalya Ligi’nde top koşturmaktaydı. Özellikle Juventus, İnter ve Milan’ın kadroları tüm Avrupa devlerine kafa tutabilecek kadar güçlü, stadyumlar ateşli ve ekonomik anlamda İtalyan futbolu gelirleri itibariyle Avrupa’nın zirvesindeki 2-3 ligden biriydi.

2006’nın ilkbaharında İtalyan polisi, bir mafya şebekesini çökertmek üzerine geniş kapsamlı soruşturma yürütmektedir. Soruşturma esnasında örgüt üyelerinin telefonları dinlenmiştir. Soruşturmayı yapan polis memurları telefon kayıtlarını polis merkezinde incelemektedirler. Konuşmanın bir bölümünde polis memurları şaşkın bir şekilde birbirlerine bakar. Mafya üyeleri telefon konuşmasında hakem ayarlamalarından bahsetmektedirler. İtalyan polisler durumu hemen üstlerine bildirir ve ‘’Temiz Ayaklar Operasyonu’’ başlar.

14 Temmuz 2006’da mahkeme Temiz Ayaklar Operasyonu’na ilişkin ilk kararlarını açıkladığında, ortaya çıkan durum tam anlamıyla bir deprem etkisi yaratacaktı. Son iki yılın şampiyonu Juventus’un şampiyonlukları alınmış, kulüp bir alt lige düşürülmüş ve sonraki sezon için eksi puan cezası verilmişti. En büyük yarayı alan Juventus’un yanı sıra,  Fiorentina, Lazio ve en nihayetinde Milan’da operasyondan payını almıştı. Bir sonraki sezona eksi puanla başlama cezası verilen Milan, özellikle başkan Berlusconi’nin siyasal kimliğinden ötürü daha büyük tartışmaların odağı olmuştu.

2006’da Dünya Kupası’nı müzesine götüren İtalya, 2007’de UEFA’nın izniyle Şampiyonlar Ligi’ne katılan Milan’ın Şampiyonlar Ligi’ni kazanmasıyla çöküşten önceki zirveyi görüyordu. Bu noktadan sonra adım adım gerilemeye başlayacaktı. Şike skandalının etkisiyle sponsorlar bir bir futbol yatırımlarından vazgeçiyor, seyirciler stadyumlara gitmiyor ve İtalya futbol ekonomisi gittikçe küçülüyordu.

2009’da Ancelotti’nin Milan’dan ayrılmasıyla geriye gidiş kırmızı siyahlılar için de hızlanmıştı. Kulüp o yaz sadece Ancelotti’yi değil, takımın en büyük yıldızı Kaka’nın da ayrılmasına ‘’ekonomik nedenlerle’’ izin vermişti. Buna karşın takıma yatırımlarına hala devam eden Berlusconi, yatırımların karşılığı yeşil sahada gelmeyince kulübün git gide daha büyük bir çıkmaza girmesine engel olamıyordu. Yeşil sahada istenen sonuçlar gelmedikçe, saha içine müdahalesi de git gide artan Berlusconi, özelikle Ronaldinho’nun mevkisi konusunda Allegri ile yaşadığı gerilim ile tartışmaların odağı olmuştu.

Yaprak Dökümü

2011’den sonrası Milan için ayrılıklar dönemiydi. Önce takımın en önemli futbolcularından Pirlo bedelsiz olarak Juventus’un yolunu tutacaktı. Bu ayrılığı Berlusconi ve Galliani’nin küçülme kararı almasıyla önce yüksek maaşları nedeniyle İbrahimovic ve Thiago Silva sonrasında ise kulübün bayrak adamlarından Gattuso ve Seedorf izleyecekti. Tüm bu süreç şüphesiz sadece saha içinde değil, saha dışında da bir takım sonuçlar doğuracaktı. Milan’ın başarılı dönemlerinde sahada ve saha dışında varlığını hissettiren, Milan geleneklerini özümsemiş ve kulüpte söz sahibi olan ‘’beyefendiler masası’’ yapısı artık yoktu. Hatalarıyla, günahlarıyla bu yapı Milan kimliğinin en önemli parçasıydı. Belki de bu yüzden yeni gelen oyuncuların birçoğu hiçbir zaman Milanlı olamadı. Takım içinde yıllardır hüküm süren gelenekler değişmekteydi.

Bu değişim sadece takımda değil yönetim kanadında da görülüyordu. Milan yönetiminde bir süredir yeni bir ses çok daha sık duyulmaktaydı. Bu sesin sahibi Barbara Berlusconi’den başkası değildi. Berlusconi’nin kızı, takımın daha yenilikçi bir şekilde yönetilmesini istiyordu. Onun bu tavrına muhalif olan ise kulüpteki gelenekçilerin ezelden beri en büyük temsilcisi olan Galliani idi. Barbara’nın, Paolo Maldini’yi sportif direktörlüğe getirmesi sonrasında, hali hazırda oğul Maldini ile arası kötü olan Galliani kulüpten ayrıldı. Ancak sonrasında Silvio Berlusconi’nin büyük ısrarlarıyla geri dönen Galliani yönetimdeki yerini daha pasif de olsa yine almıştı. Takım bu süre zarfında tek şampiyonluğunu 2011 yılında Allegri ile almıştı. Saha içi başarısızlıkların bedelini ödeyen ise yine Allegri olacaktı. Ocak 2014’te takımdan gönderilen Allegri, yıllar sürecek olan Juventus hegemonyasını daha da kuvvetlendirmek için Torino’nun yolunu tutacaktı.

Allegri sonrasında kısa süreli olarak Seedorf ve ardından yine kulübün evladı statüsünde İnzaghi takımın başına geçip başarısızlığı tadacaktı. Kulüp başarılı olamadığı her sezonda biraz dibe sürüklenmekteydi. Bunun üzerine 2015’in başlarından itibaren kulislerde Milan’ın satılacağı iddiası dolaşmaya başlamıştı. Berlusconi bu iddiaları yalanlayarak Fly Emirates ile 5 yıllığına 100 Milyon euro değerinde bir sponsorluk anlaşmasına imza atmıştı. Ancak bu anlaşma da Milan’ın çöküşüne engel olamamıştı. Öyle ki Milan, takımdaki tasarruf politikası kapsamında takım otobüsünü satışa çıkaracak duruma gelmişti. Bu dönemde Berlusconi kulübü satmayı ilk kez ciddi şekilde ajandasına alacaktı.

Milan artık Milanlıların Değil…

2017’de Berlusconi hatalarıyla sevaplarıyla 13’ü uluslar arası olmak üzere tam 29 kupa armağan ettiği kırmızılı siyahlılardan ayrılıyordu. Yaşadığı sağlık sorunlarını da gerekçe göstererek 1986’dan girdiği kapıdan, anahtarları 740 milyon euro karşılığında Çinli yatırım şirketine devrederek çıkan eski İtalya Başbakanı bir devrin sona erdiğini ilan ediyordu.  Bir zamanlar sadece İtalyan futbolcuları oynatma kararından ötürü ikiye ayrılan, takımın başında daima İtalyan ve Milanlı isimlerin olması gerektiğine inanan kulüp artık Asyalıların elindeydi. Çinli yatırımcılar ilk transfer sezonlarında transfere toplam 194 milyon euro ayırarak gösterişli bir başlangıç yapmıştı. Fakat harcanan meblağ ne kadar büyük olursa olsun kulübe katılan isimler Milan’ın geçmişindeki yıldız profillerinden çok uzaktı. Juventus’tan gönderilen Bonucci, genç yıldız adayları Andre Silva ve Hakan Çalhanoğlu alınan isimler arasında en dikkat çekenleriydi. Bir zamanlar Beckham, Ronaldinho, Kaka gibi en gösterişli yıldızları izleyen Milanlılar için yapılan transferler heyecan verici olmaktan çok uzaktı. Zira takım uzun süredir Şampiyonlar Ligi bileti dahi alamıyordu. Seria A şampiyonluğuna Juventus tarafından konulan ambargoyu delmek ise, en çılgın Milanlının bile aklına getirmediği bir ihtimaldi. Tüm bu ortamda Çinli yatırımcıların ömrü de Milan’ın başında çok uzun sürmedi. 2019’da kulüp içinde bulunduğu borç batağından çıkamayınca Çinliler Milan’ı Amerikalı Elliott Management’a sattı.

Amerikalılar ilk iş Arsenal’den ayrılan Gazidis’i kulüpte CEO olarak görevlendirdi. Ardından Giampaolo’yu takımın başında deneyen Milan, çok geçmeden onun yerine şu sıralar halen takımdaki görevini sürdüren Stefano Pioli’yi getirdi. Gazidis, vizyonunu kısa süreli başarılar üzerine değil uzun vadeli bir planla Milan’ı eski günlerine kavuşturmak üzerine oluşturduğunu ifade ediyordu. Kulüp, yaşı geçmiş, ışığı sönmüş futbolculara yatırım yapmak yerine potansiyellerine ulaşacaklarına ve satışlarından gelir elde edileceğine inandığı genç oyuncuları takıma kazandırmayı transferdeki öncelikli stratejisi olarak belirlemişti. Paqueta, Piatek, Kessie, Hernandez, Leao, Rebic gibi isimlere Çalhanoğlu ve İbrahimovic te gibi tecrübeli isimlerin liderlik etmesi hedefleniyordu.

(Photo by Claudio Villa/Getty Images)

MİLAN UYKUDAN UYANABİLECEK Mİ?

A.C Milan, covid-19 dünyayı vurmadan önce takımdaki organizasyonu Ralph Rangnick’e emanet etmeyi planlamaktaydı. Redbull’un Avrupa futbolundaki yatırımların başında olan Alman’ın Milan’ın başına geçmesi taraftarları heyecanlandırmıştı. Ancak araye giren pandemi Avrupa futbolunun durmasına neden oldu. Pandemi arası sonrası ise Milan için bambaşka bir senaryoydu. Özellikle Hakan Çalhanoğlu’nun etkili performansıyla çıkışa geçen Milan, Rangnick kararından vazgeçerek Pioli’yi takımın başında tutmaya karar verdi.

Bu günlerde İtalyan futbolunun en büyük yıldız adaylarından Tonali’yi kadrosuna katan Milan, görünen o ki geçmişte yaptığı hatalardan ders almışa benziyor. Kulübün kurumsal hafızası olarak Paolo Maldini yönetimdeki varlığıyla, kulübün yenilenirken gelenekleriyle arasındaki bağı koruması noktasında köprü vazifesi görüyor. Bir zamanlar elinde en yetenekli İtalyan futbolculardan bazıları, dünya futbolunun yıldızları ve güçlü ekonomik yapısını bulunduran kırmızı siyahlılar için formül belli: genç futbolculara yapacağı yatırımlarla kulübün ekonomisini düzeltmek, gelirlerini akılcı bir şekilde yönetmek ve takımdaki tecrübeli-genç dengesini sağlamayı başarmak. Üstelik Milan tarihi için adeta yazılı olmayan bir başarı ön şartı yani kadroda bir Maldini bulunması kuralı da Daniel Maldini’nin varlığıyla sağlanmış görünüyor.  Kim bilir akılcı yatırımların sahadaki sonuçlarla birleştiği bir senaryoda Milan, belki de ait olduğu Şampiyonlar Ligi arenasına geri dönüp, eski parıltılı günlerine göz kırpabilir.