Wolves – Manchester Cıty (21.09.2020)

Wolverhampton 1-3 Manchester City

Lige bu hafta başlayan Man.City geçen seneden belalısı olan Wolves ile karşı karşıya geldi. Oldukça yüksek tempoda geçen ve bol gol izlediğimiz maç bizi futbola doyurdu.

İlk yarı

Wolves’un evindeki maç beklenildiği gibi City’nin topa sahip olduğu ve Wolves’un fırsat kovaladığı bir maç şeklinde geçti. Man.City izlemesi oldukça keyifli olan hızlı ve çalışkan oyununa geçen sezondan kaldığı yerden devam etti. 4-2-3-1 taktik dizilişi ile çıkan Guardiola’nın öğrencileri, İlkay’ın yokluğunda orta saha ikilisini Rodri-Fernandinho ile oluşturdu. İlk dakikadan itibaren topu City’e bırakan Wolves, kendi sahasında rakibi karşıladı. City’nin olağanüstü pas hızıyla bir anda oyunun yönünü çevirebilmesi 18. dakikada meyvesini verdi. Pandemiden sonra formunu artıran Phil Foden, sert ve direk bir pas ile Wolves defansının arkasına koşan Kevin de Bruyne’yi topla buluşturdu. Rakip stoperin hamlesi ile kendini yerde bulan Bruyne takımına penaltıyı kazandırdı ve penaltıyı gole çevirerek City’i 1-0 öne geçirdi. Aslında Wolves, oyun anlayışı ve sahip olduğu oyuncularla Man.City’e çok ters gelen bir takım olduğunu geçen sene bize net bir şekilde göstermişti. Fakat City kendi oyunundan taviz vermeden cüretkar bir şekilde Wolves’un üzerine gitmeye devam etti. Dakikalar 31’i gösterdiğinde tam bir Man.City golü izledik. De Bruyne rakip savunmanın arkasına kaçan Sterling’e net bir pas attı ve Sterling çizgiye inip yaya doğru çıkardı. Foden’a ise sadece topu ağlara göndermek kaldı. Golün gelişimi 4 pasla gerçekleşti. Ama top o kadar hızlı ve öldürücü paylaşıldı ki Wolves’un savunması tamamen felç oldu. 2. Golü de bulan City oyunu tam anlamıyla kendi kontrolüne geçirdi.

ikinci yarı

İkinci yarının başlamasıyla Wolves daha etkili bir oyun sergiledi. İlk yarıda istediği boş alanları bulamayan Adama Traore, ikinci yarı daha özgür kalmasıyla maça ağırlığını koydu. 53. dakikada sağ kanattan topu taşıyıp içeri gönderdiği pasta top Podence ile buluştu. Podence’nin şutu az farkla dışarıya giderken Wolves, istediği alanları bulduğu zaman ne kadar etkili olduğunu gösterdi. Bu etkinliği City’e bağlamak mümkün ki ilk yarıda topa sahip olan ve oyunun kontrolünü elinde tutan City’den ikinci yarı eser yoktu. 65. dakikaya kadar maç inanılmaz bir tempoda oynandı. İki takımda adeta frene basmak yerine daha da vites arttırdı. Bu durum Wolves’un işine gelse de turuncu-siyahlılar 3 tane gol fırsatından yararlanamadı. Gole çevrilemeyen fırsatlar psikolojik olarak da Wolves’u geriye atıp temponun düşmeye başlamasına sebep oldu. Bu 20 dakikalık görsel şölende futbola doydum diyebilirim. Bu noktada Adama Traore’ye ayrı bir parantez açmak istiyorum. Yüksek tempolu anlarda fizik gücünün üstünlüğü her anlamda ortaya çıkıyor. 2 senedir topla da başarılı işler ortaya koyan Traore’yi izlemek büyük keyif.

Maça dönecek olursak 77. dakikada Traore’nin getirdiği top kornerle sonuçlandı ve devam eden pozisyonda Wolves, Raul Jimenez’in enfes kafa vuruşu ile 2-1 i buldu. Bu dakikadan sonra kontrolü ele alan Wolves 2. Golü aramaya başladı. Fakat oyunu kontrol ve tempo olarak söndüremeyen City, tehlikeli hücumlarla karşılaşsa da 90+4 de Gabriel jesusun çabasıyla bulduğu gol ile maçı 3-1 kazandı.

Maçın Hakkı

Maçın hakkını Kevin de Bruyne veriyorum. İlk yarıyı domine eden City’nin oyunun merkezindeki oyuncu oldu. Attığı bir gol ve 2. Golün hazırlanışındaki pası güzel oyununu süsledi. Özetle City belki de ligde en çok zorlandığı takıma karşı 3-1 gibi net bir skor elde etti. İki takım da bizlere çok keyifli tempolu ve gollü bir maç izletti.