Türk Futboluna Açık Mektup

Sevgili Türk Futbolu,

Bazı sevgiler sonradan kazanılmaz… Onların en eski hatıralarımızdan da eski olduğunu biliriz.

Daha büyürken futbol sevgisi hepimize farklı farklı aktarıldı. Evdeki spiker seslerinden, büyüklerimizin tuttuğu takımın marşlarını söylemesine kadar futbol tutkusuna daha küçük yaştan şahit olduk. Büyüklerin maçları izlerken televizyon ekranına adeta büyülenmişçesine baktığını gördükçe belki biz de büyülendik ta o yaşlarda. Bu sevgi önce takım tutarak başladı. İster şehrimizin takımı ister ailemizden gelen takım, bu kısımda aslında futbolun, “Türk Futbolu” kısmında yerimizi almış olduk. Sanmıyorum ki küçüklüğümüzde yabancı bir takım, lig veya milli takıma kendi takımlarımız kadar sahip çıktık, onların maçlarındaki gibi heyecanlandık. Bu ileriki yaşlarımızda olmadı mı? Oldu fakat %99.99’umuz için bu sevgi “Türk Futbol”u altında aşılandı.

Biz futbol severlerin her yaşına dokunmuştur bu spor. Oynarken takım olmayı öğrendik. Pes etmemeyi öğrendik. Bazen yenmeyi, bazen yenilmeyi öğrendik. Kimi zaman çok fazla anlam yükledik. Tuttuğumuz takım kaybettiğinde ertesi hafta futbol görmek, konuşmak istemeyenlerimiz oldu. Ama derinlerimize işleyen bu sevgi ile hafta sonunda yine takımımızın yanında bulduk kendimizi. Oynadığımız, izlediğimiz, konuşmayı sevdiğimiz, anılarımızı yad ettiğimiz bu sporun ülkemizde, daha fazla puan, daha fazla para, daha fazla ün için kullanıldığını görmek bizim gibi futbol severlerin başka ülke liglerine ilgi duymasına sebep olmakta maalesef. Uzun yıllar top tepmiş biri olarak sahaya çıktığında amacın tabi ki kazanmak olduğunu biliyorum. Ama 3 puan kazanırken, Türk Futboluna zarar verip gelecek nesilleri kaybediyoruz.

Yıllardır verimsiz yönetilen, birkaç istisna hariç ana akım medyada futboldan ziyade hakemlerin ve spekülasyonların konuşulduğu, yatanın kalkmadığı, kaybetmeyelim de karambole çıkar atarız anlayışının hakimiyetinde bir baktık ki heyecanla beklediğimiz Avrupa maçları da sadece formaliteye dönüşmüş. İşte böylece çoğunlukla sahadan uzak sebeplerden ötürü futbolumuzun tadını tuzunu aldılar bizlerden…

Bunları senin benden daha iyi bildiğini biliyorum sevgili “Türk Futbolu”. Bizlere ve bizden sonra gelecek nesillere, bize bırakılandan daha parlak bir Futbol Atmosferi bırakmak için önerilerimi satırlarımda belirteceğim.

Öncelikle yıllardır verimsiz yönetildiğini biliyoruz. Sözde seni yöneten kişilerin, seni anlamadığına eminim. Bunu alınan kararlardan, yapılan yatırımların odaklarından anlamak mümkün. Arabanın altından top çıkarmaya uğraşmamış kişilerin hakkında söz sahibi olmasından ötürü belki de bu noktalara geldik. Seni yöneten kişilerin derdinin “Türk Futbolu” olduğuna inanmıyorum. Bana göre daha dünyevi dertler var. Konumu ve parası olanların değil, zamanında krampon giymiş olan insanların seni yönetmesi gerekli. Balık baştan kokar.

Bir de seni izlemek ya da takip etmek hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Burada bizim sorumluluğumuz başlıyor. Yayıncı kuruluşun ateş pahası şartlarına ayak uydurmak zorunda kalıyoruz. Kimimiz farklı yöntemler buluyor haliyle. Ne yapalım peki? Bu şartlarda ne yapalım? Seni izlemeyi bizlere lütuf olarak görenler utansın. Bizler öğrenciler, yeni mezunlar, belki de emeklileriz… Peki seni yönetenler bizleri düşündü mü? Pek sanmıyorum. Bunun sorumlusu tabi ki ligin kalitesi, başka hiçbir açıklaması olamaz. 10 maçın 7’sinin zevk vermediği bir lige kim neden yatırım yapmak ister. Peki seni yönetenler buna karşılık ne yaptılar? Ben söyleyeyim yabancı kuralını eskiye döndürdüler desem yeterli olur diye düşünüyorum.

Dedik ki zevksiz maçlar, yatan kalkmıyor, oyun akmıyor… İşte burada suçu herkesten çok kendimizde buluyorum. Sabırsızız, takımlarımızı belki de haddinden fazla seviyoruz, hep en iyi olalım istiyoruz. Bir bebek düşmeden yürümeyi öğrenemez. Fakat tuttuğumuz takımların düşmelerine tahammülümüz yok. Bazen iyi oynasalar da istenen o gol gelmeyince bile hiddetleniyoruz. Bu seni sonuç odaklı, önce kaybetmemenin önemli olduğu bir lig haline getiriyor. Burada suçlu biziz. Yeni gelen hocaya göstermediğimiz sabır, yönetimlerin aksiyon almasına sebep bile olabiliyor. Dolayısıyla hocaların da oynattığı bu tip sıkıcı ve kısır oyuna kızmadan önce iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmak lazım. Bu konuda belki bakış açısını değiştiririz ve bizim gibi düşünen insanlarla beraber düşüncemizi diğerlerine de aktarırız diye bu oluşumu kurduk, inan elimizden geleni yapıyoruz.

Belki böyle de değişmez bu düzen. İşte bu noktada sahadaki oyunu güzel oynamaya itmek lazım futbolun aktörlerini. Burada da top hakemlerimize geliyor. En tahammül edemediğimiz nokta olan sıkıcı oyuna çanak tutan hakemlerimiz. Bir omuz omuza mücadelede çalınan düdük ile duran oyun… Eminim bir çoğumuz böyle durumlarda şunu demişizdir: ”Premier Lig’de olsa vermezler”. Genelde söylenen “sert bir lig” kavramının esiri olduk. Hepimiz Bundesliga’yı, Serie A’yı veya Premier Lig’ takip ediyoruz. Onlar bizden daha sert oynasalar dahi topun oyunda kalma sürelerine baktığımızda sınıfta kalan biz oluyoruz. Bazen taç atışının 2 metre geriden kullanılmasını istenildiği için oyunun ne kadar durduğuna şahit oluyoruz. Bazen 10. Dakikadan başlayan zaman geçirmenin 88. Dakikada kart ile cezalandırıldığını görüyoruz. Bu işe siz çanak tutuyorsunuz sevgili hakemlerimiz, yapmayın. Sahada sizden izinsiz adeta kuş uçamaz, orayı yöneten sizlersiniz. Şu çok açık ki siz sahada futbolu yavaşlattıkça konuşulan maalesef oynanan oyun olmayacak ve sizler konuşulmaya devam edeceksiniz. Hakemlerimizdeki bu mantalite değişmezse, bu mantaliteyi değiştirecek yapının derdi sadece “Türk Futbolu” olanlar tarafından yönetilmesinin gerektiğini bir kez daha tekrarlıyorum. Gerekirse yaptırım uygulayın. Topla oynama ortalaması yüksek takımı mükafatlandırın mesela. Gerçi 14 Yerli kuralındaki yerli teşviki bile uygulanamıyorken bunun uygulanmasını istemek bir miktar hayalcilik sanıyorum…

Biz Futbolu seviyoruz, özellikle de içinde büyüdüğümüz, belki de böyle bir oluşum olmamıza sebep olan “Türk Futbolunu” seviyoruz. Hepimizin bildiği sorunları kendimce dile getirmek istedim. Naçizane de fikirler ürettim.

Canımızı sıksa da hatırlatmak istedim. Bizlere yaprak döken bir futbol ortamı sunanlar utansın. Ama biz Maçın Hakkı ekibi olarak bu sporu seviyor, bu sevgimizi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Belki de bu iklimi bizim nesil değiştirecek. Ben inanıyorum bize bu oyunu böylesine sevdiren “Türk Futbolu” her zaman baharları yaşamayı hak ediyor.