Mourinho Belgeseli (Bölüm 1): José Yükseliyor!

Sitenin bu bölümüne ‘’özel dosyalar’’ derken aklımda olan şey futbolun içinde çok sık rastlamadığımız olayları, bu güzel oyunun tılsımlı hikayelerini ve hatta belki de tarihte yerini almış büyük figürleri bir araya getirebileceğimiz bir alan oluşturmaktı. Bu yüzden bu dosyaların önüne ‘’özel’’ ifadesini koymuştum. Çünkü özel demek diğerlerinden farklı demekti. Özel demek özgün olmak, başkalarının yapmadığını yapabilmek, monoton hayatımızda tüm ışıkların çevrildiği sahnelerde var olabilmekti.

Peki birine ‘’özel biri’’ derken kastettiğimiz şey neydi? Şüphesiz hepimiz bu ifadeyi ömrümüzün bir bölümünde yahut tamamında bizler için eşsiz olan kişiler için kullanıyoruz. Bu yüzdendir ki ‘’özel biri’’ denilince herkesin aklına kendi yaşamına dokunmuş farklı kişiler geliyor. Ancak konu futbol olunca ‘’özel biri’’ denilince akla gelen tek bir isim var. Hararetli basın toplantıları, maç öncesi akıl oyunları, bazen kale önüne çektiği otobüsleri, oyuncularıyla ilişkileri ve kazandığı başarılarla kimden bahsettiğimi hepiniz biliyorsunuz: Jose Mourinho…

Maçın Hakkı, futbol dünyasının sansasyonel dehasını onu ‘’Özel Biri’’ yapan anlarla ele alıyor.

Diğerlerinden Farklı Bir Başlangıç:

Günümüz futbolunda teknik adamların çoğunluğu, futbolculuk döneminde kazandıkları başarıları CV’lerine ekleyerek teknik adamlık günlerinin altyapısını hazırlıyorlar. Kulüp efsanesi mertebesine yükselen dünün yıldızları,  çok kısa sürede Avrupa’nın dev kulüplerinin başına geçme şansı elde ederken daha alt seviyede futbol oynayanlar ise bu şansın gelmesi için genelde aynı ligin düşük kalibredeki takımlarını yöneterek varlıklarını hatırlatıyorlar. Hal böyleyken tüm futbolculuk kariyeri Portekiz’in alt seviye kulüplerinin genç takımlarında geçen bir adamın teknik direktörlük kariyerindeki şansının ne kadar olabileceğini varın siz düşünün. Normal şartlarda belki amatör kulüp antrenörlüğü? Eğer çok şanslıysa Portekiz’in alt lig takımları?

Aslında hikaye tam da böyle başlıyor. Setubal’ın genç takımlarını çalıştırmakla kariyerine ilk adımlarını atan Jose, ardından sırasıyla yardımcı antrenörlük, gözlemcilik gibi görevler yapıyor Portekiz’in küçük takımlarında. Sonrasında bu görevlerde çok başarılı olup, bir gün Mercedes otomobilinden inerek kapısına gelen bir kulüp başkanı tarafından birinci adamlığa getiriliyor? Hayır hayır işler onun hayatında kesinlikle böyle işlemiyor. Çünkü o daha o zamanlardan hayata meydan okumayı seçen, kazanmak için daima farklı yollar arayan biri.

pinterest.ru

İşte bu arayışta onu büyük kulüp kapısından sokan şey teknik adamlık yetenekleri, oyunu değerlendirmekteki ustalığı veya potansiyelli oyuncuları keşfetme güdüsü değil. Onu Portekiz’in en büyük kulüplerinden Sporting’e getiren şey sadece farklı dilleri konuşabilme yeteneği… İleriye gidebilmek için bazen geriye doğru adım atmak gerektiğini o günlerden biliyor olmalı Jose. Zira tercüman olarak girdiği Sporting’de Sir Boby Robson’un dikkatini çekip yardımcı antrenörlüğe yükselmesi de bu yüzden tesadüf değil.

Her İntikam Çok Sevmekle Başlar

pinterest.com

Mourinho ve Sir Boby Robson’un Sporting’de başlayan birlikteliği uzun sürecek bir hikayenin ilk bölümünü oluşturacaktı. Bobson, bu genç tercümanın futbola olan yaklaşımından etkilenmiş ve onun elinden tutmaya karar vermişti. Sporting’de birlikte çalışmaya başlayan bu ikili, sonrasında Porto’ya geçecekti. Mou, burada kupa kazanmanın, zirveye çıkmanın ne olduğunu ilk defa tecrübe edecekti. Bir başka ifadeyle köpekbalığının dişine kanın değdiği yer burasıydı. Bu noktadan sonra Portekizli daima kazanmanın peşinde olacaktı. Çünkü bu duygu farklıydı. Futbolculuk günlerinden ilk yıllarına kadar sadece mücadele içinde olan Jose, şimdi kazananın kaybedenle arasındaki o farkı görüyor ve belki de ilk kez kazanan tarafta yer alıyordu.

Porto günlerinden sonra Sir Boby Robson, bambaşka bir seviyenin kapılarını açacaktı Mourinho’ya. Barcelona ile sözleşme yaparken tercüman ve yardımcı antrenörlük görevi için istediği isim Jose’den başkası değildi. Jose, Barcelona’da gördükleri karşısında denizden çıkıp okyanusa açılan bir balığın şaşkınlığını yaşıyordu. O kaybedenken kazanan olmanın önemini öğrenmişti. Ancak burada kazanan olmak da önemsizdi. Önemli olan nasıl kazandığın ve bu kazanan karakteri ne kadar devam ettireceğindi. Sonu gelmez talepler, inanılmaz bir baskı, büyük egolar, üst düzey yetenekler… Burası en iyilerin sahnesiydi. Portekizli’nin zihninde yepyeni kapılar açılmış ve en iyi olmak için nelerle mücadele etmek zorunda olduğunu görmüştü. Dahası küçük şehrinde ne yapacağını bilmez halde sahada dolanan çocuk, nihayetinde hedefini belirlemişti. Ait olduğu, yaşadığını hissettiği ve kendini bütün dünyaya ispatlayacağı yeri bulmuştu. Akıl hocası, yol göstericisi Sir Boby Robson’ın yolundan gideceği ve onun yerini alacağı anın hayalini kuruyor, kendini buna hazırlıyordu.

Sıradanlıktan Sıradışılığa!

Sir Boby Robson, Barcelona’da teknik adamlıktan sportif direktörlüğe geçerken takımı yardımcısına emanet etmemişti. Çünkü ona göre Mourinho böyle bir görev için hazır değildi. Takımın başına getirilen Van Gaal ile yaklaşık 3 yıl çalışan Mou, Hollandalı fenomenden de çok şey öğrenmişti. Barcelona kültürünü içten içe özümsemiş, kulübün taleplerini öğrenmenin ötesinde anlamaya başlamıştı. Ancak artık yeni bir başlangıç yaparak birinci adamlığa hazır olduğunu kanıtlaması gerekiyordu.

Bu düşüncelerle Benfica’nın başına geçen Mourinho, belki de Barcelona koltuğuna hazır olmadığını ilk kez bu kadar açıkça görüyordu. İkinci adam olmakla, birinci adam olmak arasında çok farkı vardı. Barcelona’da yardımcı antrenörlük bile kendisine Benfica gibi bir kulübün kapısını açmaya yetmişti. Ancak buralarda tutunmak için Jose’nin kendi kimliğini bulması gerekiyordu. Benfica’da gelen başarısızlığın ardından kovulan Mou, Leira’nın başına geçerek bir kez daha geri adım atmak zorunda kalıyordu. Bu iki kulüp de Mourinho’nun istediği ortamı kendisine sağlayamamıştı. O yıldızları hayal ediyordu. Kazanan olmak istiyordu ve onunla aynı amacı paylaşmayanlarla işi yoktu.

Derken büyük fırsat tam da olması gereken zamanda geldi. Sir Boby Robson ile kazanmayı tattığı kulübü kapılarını ona açıyor ve birinci adam koltuğunu kendisine teklif ediyordu. Mourinho, Porto’nun başına geçtiği gün hem Porto’nun hem de Avrupa ve dünya futbolunun tarihi baştan yazılacaktı.

Porto’ya imza attığı gün yaşanacak 3 sezonda olacakları en çılgın Porto taraftarı bile hayal edemezdi. Kariyerindeki en büyük başarısı Barcelona’da yardımcı antrenörlük olan bir adam, Dragao’da öyle şeyler yapacaktı ki sadece Portekiz değil tüm dünyaya adından söz ettirecekti.

4-3-1-2 formasyonunda sahaya yayılan Porto, rakiplerine, uyguladığı yüksek presle göz açtırmıyordu. Savunma hattını orta sahaya yaklaştıran Mourinho, böylelikle hem rakibini dar alana sıkıştırıp presle eziyor hem de savunma hattının önde kurulmasına alışık olmayan rakipleri kolayca ofsaytta bırakıyordu. Bu oyun gücüyle Porto’nun lig şampiyonluğu kimse için sürpriz olmazdı ancak Mou’nun bunu başarması elbette az buz bir şey değildi. Portekiz Kupası ve Süper Kupa’da Porto’nun beklediği başarılardı. Uefa Kupası ise kulüp için bir rüyanın gerçeğe dönüşmesiydi. Şampiyonlar Ligi? Porto’da kimse bu kadarını hayal etmeye cüret edemezdi. Bir kişi dışında… Mourinho, Şampiyonlar Ligi kupasını potansiyeli yüksek Portekizlilerden oluşan takımıyla havaya kaldırdığında sadece Portekiz’de değil, dünyanın her yerinde insanlar şaşkınlıktan bakakalmıştı. Nihayet yapmıştı. Jose, artık Avrupa’nın zirvesinde en büyükleri saf dışı bırakıp çok az teknik direktöre nasip olacak o kupayı herkesi şaşırtarak almıştı. Ben buradayım diyordu Jose, ben şüphesiz ki ‘’özel biriyim’’…

Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır Geri Kalan Her Şey İçin Abramovich!

Porto’daki peri masalının ardından Mourinho nihayet ileriye doğru adım atacağı anın geldiğini biliyordu. Avrupa’nın dev kulüplerinden telefon bekleyen Mou’nun beklentisi iki İngiliz kulübü tarafından karşılandı. İlk önce harekete geçen Liverpool, Gerard Houlier’in sözleşmesinin bitiminin ardından Jose ile sözleşme imzalamak için anlaşmıştı. Ancak bu 15 günlük muhletin o dönem için Liverpool ve Chelsea tarihini değiştireceğini kimse bilemezdi. O esnada araya giren Rus iş insanı Abramovich oldu. İngiltere’de büyük takımların ardında ismi bile anılmayan Chelsea’ye yatırım yapmaya karar veren Abramovich, takımın başına Avrupa futbolunun yeni prensini getirmek istiyordu. Kaynaklar sınırsızdı, belki de istediği her oyuncuyu alabilecekti. Ancak Mourinho’yu asıl cezbeden Sir Alex Ferguson ve Wenger karşısında kendisini ispat etme fırsatıydı. Porto’da rakipsizdi, İngiltere’de ise tarihin en iyilerinden birkaçı vardı. Mou için karşı konulamayacak bir şey varsa o da meydan okumalardı. Hedefi aklından çıkmıyordu ancak Porto’daki Şampiyonlar Ligi zaferi sonrası görmüştü ki bu bile yeterli değildi.

Mourinho, Chelsea’nin başına geçtiğinde tarih yazmak için çok kararlıydı. İlk basın toplantısında ‘’ben özel biriyim’’ diyen Portekizli, İngiliz basını tarafından çok da ciddiye alınmayacaktı. Premier Lig’in 4-4-2’ye esir olduğu günlerde orta sahanın merkezine bir fazla oyuncu koyarak 4-3-3 oynatan Mourinho, özellikle Makelele’nin eşsiz role sahip olduğu oyun planıyla İngiltere’de futbolun akışını değiştirdi. Bu aynı zamanda kendini değiştirebildiğini de gösteriyordu zira bu taktik Porto’da oynattığından farklıydı. Tüm bunlara ek olarak yaşlı kurtlar karşısında olağanüstü bir karizmaya da sahip olan Mou, sezon sona erdiğinde beklentileri aşıp ve Premier Lig’e damga vurarak Chelsea’yi yarım asır sonra şampiyonluğa ulaştıracaktı. Başarının tekrar edilebilir olduğunda anlamlı hale geldiğini çok iyi bilen Portekizli bir sonraki sezonda da zirveyi kimseye bırakmayacak ve Ferguson ile Wenger’i üst üste ikinci sezonda da yenecekti.

Chelsea’deki son sezonu olan 2006-2007’de şampiyonluk gelmese bile yine de kupalar kazanmayı başaran Mourinho için Londra günlerinin sonu geliyordu. Portekizli burada Chelsea’yi devler arasına sokmuş, kulübe kendi kazanan mentalitesini aşılamıştı. Artık tam anlamıyla kendini ispat etmişti. Avrupa’nın en iyi menajerleri denilince akla onun ismi de geliyordu artık. Londra’dan ayrılan Mourinho, Chelsea’de herkesin isteyebileceği boş bir koltuk bırakmıştı. 2007 Eylül’den sonra kendisini nadasa bırakan ”Özel Biri” çoğuna göre doğru teklifi, bana göre ise hayalindeki teklifi bekliyordu…2008’in yaz aylarına girerken Avrupa futbolunun tepesinde bir koltuk boşalıyordu. Barcelona, Rijkaard ile yollarını ayırmış ve takımın başına geçebilecek, üst düzeyde kendini ispat etmiş bir teknik adam arıyordu…


Sonraki Bölüm:

Mourinho Belgeseli (Bölüm 2) : Efsaneye Doğru!

2008’in ilkbaharında dünya futbolu başına ne geleceğinden habersizdi. Çoğu kişiye göre o yaz yaşanacak en tarihi olay Avrupa Futbol Şampiyonası olacaktı. O günlerde pek az kişi, belki Uzakdoğu’daki kahinler, 2008 yazının dünya futbolunu kökten değiştireceğini tahmin edebilirdi…