İşte Taraftar İşte Türk Futbolu!

Maçın Hakkı, Türk futbolundaki sorunlara bu kez ”TARAFTAR” merkezli bakıyor! Yazarlarımızdan Batın, ülke futbolundaki taraftar zihniyetinden yola çıkarak eleştirilerini sıralarken ekliyor: Kendinize gelin arkadaşlar! Artık uyanma vakti...

Taraftar ve Zihniyet

Taraftar nedir? Bildiğimiz ve günlük hayatta kullandığımız anlamına göre bir oluşumu destekleyen her bireye denir. Peki neden taraftar? Taraftar diye başladım çünkü her iş küçükten büyüğe, bireylerin birleşmesiyle ortaya çıkar. Futbol dediğimiz spor en temel nokta veya yapıtaşı olarak ifade edebileceğimiz topluluktan yani TARAFTARDAN başlar. Taraftarın zihniyeti, futbola bakış açısı, olaylara verdiği tepkiler, organize olması, birleşmesi, yanlışla mücadele etmesi ve takımı desteklemesi temel unsurlardır.

Ancak ülkemizdeki taraftar topluluklarının güncel zihniyeti ve yapısı asla yeni nesil futbol ile uyuşmamakta. Yıl 2021 olmasına rağmen hâlâ küçük başarılarla yetinmek, her yenilgiden sonra suçu hakeme ve federasyona atmak, bir hocanın yıllar önce bir kupa elde ettiği için ömür boyu o hocayı göreve çağırmak, kendi takımını dünyanın en iyi takımı sanmak, duygularına yenik düşmek, sosyal medyada hemen karşı takıma karşı çekememezlik gösterip hakaretler savurmak, kendi düşüncesinden olmayana hakaret etmek ve eleştiriye gelememek… Bunlar gibi birçok sebep var, hepsini yazmaya gerek olmadığı kanaatindeyim. Zaten biraz düşünen, sorgulayan, modern bakış açısına sahip olan insanlar her şeyin farkında ancak biraz önce anlattığım taraftar toplulukları tarafından ezilmekteler.

Kendinize gelin arkadaşlar! Artık uyanma vakti. Twitter ve Instagram gibi platformlarda birbirinize küfür edip; 20 yıl önce kazandığınız başarılar, geçmişte aldığınız yıldız futbolcular ve ezeli rakip kompleksi yüzünden didişmeyi bırakın! Siz ve sizin gibiler yüzünden bu hâle geldik. Başarısızlığa, anlayışa ne zaman eleştiri yapsak, ne zaman kibar ve samimi yorumlarda bulunsak tüm aile fertlerimize küfür yedik. Futbolumuzu da bu durumdan çıkarmak yine bizlere düşüyor. Artık Avrupa maçları izleyin, sistemleri ve taktikleri görün. Hâlâ 90’lı yılların oyuncunun ruhuna ve gazına dayanan futbolunun oynandığını düşünüyorsunuz, vazgeçin! Dünya değişiyor ve futbol da değişti. Her konuda uzman antrenörler var, oyuncunun her türlü durumu için birileri çalışıyor ve uğraşıyor. Teknik direktör çıksın iki el kol yapsın kazanalım devri bitti. Olağanüstü antrenman tesisleri, olağanüstü kondisyon çalışmaları, zekâ ve düşünmeye dayalı taktik anlayışları, sistemler, planlar, her duruma karşı senaryolar ve yönlendirmeler var artık futbolda. Türkiye’nin de en büyük sorunu bu. 90’lı yıllarda kalmış kendini yeni futbola adapte edememiş hocalar, yöneticiler ve taraftarlar. Farkında değiliz ancak, “Avrupa’da yarı final oynasak ne güzel olur bee!” diye sarf ettiğimiz cümlelerden şu an ligi kazansak yeter zihniyetine büründük. Dünya futboluna kendimizi kapadık ve kendimize oluşturduğumuz yeni dünyada rezalet bir lig etrafında şampiyonluk kovalama yarışına girdik.

Bizi başarısızlığa alıştırdılar. Günden güne alıştık. Hakemleri suçlamaya, federasyonu suçlamaya, oyuncuları suçlamaya ve en son yönetimleri suçlamaya alıştık!

YAYINCI KURULUŞ VE MALİ DÜZEN

Yayıncı kuruluş satın alındığından beri kulüpler olağanüstü yayın geliri kazanmaya başladı. Bu gelirlerle doğru ve düzgün yapılanmaya gitmek yerine sadece çarçur ettiler. Her yönetici ve her teknik adam menajerlere çok büyük komisyonlar ödedi ve ödemeye devam ediyorlar. Kulüplerin hepsi borç batağında ve kurtuluşları yok gibi gözüküyor. Yeni yapılanma yalanlarıyla herkesi kandırdılar ve kandırıyorlar. Altyapılara yatırım yapılacağı yalanı, borçların bitirileceği yalanları söyleniyor. Ama baktığımız zaman senelerce kalan yönetimler sadece parayı düzensizce harcamış ve borçlar kat kat artmış. Afrika’nın herhangi bir köyünde yolda yürüyen genç bir çocuğu genç yetenek diye ülkemize 500B$’a getirip 150B$ menajere, 150B$ yöneticilere, 150B$ hocaya ve kalan 50B$’ı da futbolcuya sus payı olarak vermekten ibaret tüm takımlarımızın sistemi. Futboldan siyasetin çekilmesi ancak devletin girmesini destekliyor ve istiyorum. Şu an gündemde olan yasanın bir an önce yürürlüğe girmesini, kulüplerin dernek statüsünden çıkarılmasını, yönetici, menajer, teknik adamların yaptığı yanlış harcamaların gün yüzüne çıkmasını ve bunların denetlenmesini istiyorum.

ALTYAPILAR

Hepimizin ilkokul, ortaokul ve lisede okulda top oynarken hayranlıkla izlediği top cambazı arkadaşları olmuştur. Eminim ki ülkemizde bunlar gibi yetenek fışkıran milyonlarca pırıl pırıl genç var ancak bu yetenekleri ortaya çıkarıp, geliştirmek yerine gidip yurtdışından topa vurmayı bilmeyen adamları getiriyorlar. Sonra yok efendim altyapı yok efendim yabancı sınırı.

GEÇİN BUNLARI YALANCI MEDYA, YALANCI HOCALAR, YALANCI YÖNETİCİLER GEÇİN BUNLARI!

Kulüplerin artık tek çıkış yolu kaldı: SERMAYEYE TESLİM OLMAK. Çünkü biz bunu beceremiyoruz, gelirleri doğru yerlere aktaramıyoruz. Sermayenin futbolumuza girmesi ve ülkemize kaliteli yabancı hocaların gelip sistem kurması gerektiğini düşünüyorum. Bir kulüpten kovulup hemen diğerine atlayan Türk hocalardan ve bir kulüpten kovulup hemen yenisiyle imzalayan futbolun f’sini bilmeyen futbolculardan midemiz bulanıyor artık. Ne zaman sermaye ve düzgün yöneticilerle beraber yabancı kaliteli hocalar gelir işte o zaman altyapılar takır takır işler ve bu ülkenin cevherleri ortaya çıkar.

FUTBOLCU VE TRANSFER TAKINTISI

Her hocadan her taraftara herkes iyi futbolun sadece transferden ibaret olduğunu sanıyor. Bu yanlış. Evet iyi futbol iyi futbolcuyla oynanıyor ancak Türkiye Ligi’nde maalesef sahada BEŞLİ ORTA SAHA ve ilk amacı gol atmak değil GOL YEMEMEKTEN ibaret olan sistemin, anlayışın değişmesi gerekli. Bunun için de bahsettiğim gibi iyi yabancı hoca, iyi bir yapılanma ile kaliteli oyuncu transferi ve aralara altyapıdan genç cevherler yerleştirmek gerekli. Bir hoca geliyor kadroyu tepeden tırnağa değiştiriyor ardından başarısız olup kovuluyor. Sonra gelen hocanın sistemine o futbolcular uymuyor, başarısızlık devam ediyor ve o hoca da kovuluyor. Bazı hocaların düşünce yapısı şu şekilde: “Ben transferimi yaptım, komisyonumu aldım artık yeni kulübüme giderim.” Bu değişmediği sürece bir şey beklemeyin.

Bir hoca uçaktan indiği an takımı şampiyon yapsın istiyoruz ve genç hocalara hiç tolerans göstermiyoruz. Örnek karşımızda. RALPH HASENHÜTTL. Takımı Southampton küme düştüğü halde hocanın arkasında durdular ve hocanın takımı şu an Premier League’de Manchester City, Liverpool, Manchester United, Chelsea, Tottenham ve Arsenal gibi devleri zorluyor. Neden? Hocaya tolerans gösterdiler ve hoca sistemini oturttu (Bizde olsa ta geçen sezonun başında iki yenilgi alınca kovulmuştu). Özellikle yabancı genç hocaları tolere etmeli ve onların kuracağı sisteme güvenmeliyiz. Örnek verecek olursak Galatasaray’ın 2017-2018-2019-2020 yıllarındaki kadrosunu oluşturan Igor Tudor. Tudor gayet güzel işleyen, kimyaları birbiriyle uyumlu futbolcuları takıma monte etti ve Galatasaray bu sayede iki sene üst üste şampiyon oldu ancak Tudor’a taraftar ve yönetim tarafından tolerans gösterilmedi. İki maç yenilince hemen gönderildi…


Sözün özü…Zihniyet değişmediği sürece futbolumuz karanlıklara sürüklenmeye devam edecek. Bu yazıda genel olarak Türk futbolu sorunlarını anlatmaya çalıştım. Amacım asla birilerini karalamak değil okuyucuya farklı bakış açısı kazandırmaktır. Değerli vaktinizi ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.