BENİM KAHRAMANIM: DIDIER DROGBA

Yediden yetmişe her futbolseverin hayatında iz bırakan ve futbol sevgisini aşılayan bir kahramanı olmuştur. Ben de koyu bir Galatasaray taraftarı olarak kendi kahramanımdan bahsedeceğim bu yazıda. Bir adam düşünün herkesin Baba dediği ve sevdiği… Benim kahramanım: Didier Drogba

Galatasaray sevdam ne zaman ve nasıl başladı?

2011-2012 sezonuna Ünal Aysal ve Fatih Terim yönetiminde bomba gibi başlayan bir Galatasaray vardı. Ben de o dönem sadece 7 yaşındaydım. “7 yaşında bir çocuk futboldan ne anlar ne ilgilenir?” demeyin. Sabahları 6’da kalkar televizyon başına geçer NTV Spor seyrederdim ta ki akşam yemeğine kadar.

Futbola bu kadar ilgili olmamı babam fark etmiş olmalı ki bir akşam bana şu soruyu sordu: “Oğlum yarın maç izlemeye gidelim mi?”. Bu benim için bir ilkti. İlk defa kahvehanede maç izleyecektim, ilk defa Galatasaray için nefes tüketecektim. Saatler 18:30 civarıydı. İşten dönen babam annemi aramış ve kapıya çıkmamı söylemişti. Heyecandan kalbim yerinden çıkacaktı. Hemen üstümü giyindim ve aşağı indim. Babam ve arkadaşı beni aldılar ve Ankara Cebeci’de bulunan bir kahvehaneye gittik. İğne atsanız düşmeyecek bir kalabalık vardı. Yerimize oturduk. Az sonra Galatasaray-Bursaspor maçı başlayacaktı. Fazla uzatmayayım, maç başladı, izledik ve çıktık. 2-1 yenmiştik Bursaspor’u. Hayatımda ilk defa “GOOOOL” diye bağırmıştım. O akşam bir daha hiç bitmeyecek olan Galatasaray sevdası başladı.

Artık ben de fanatik bir Galatasaray taraftarı olmuştum. Maçların spor kanallarında anlatımını dinliyor ve büyük maçlarda da babamla kahveye gidiyordum. En sonunda babama baskılarım sonucu eve maç yayını bağlatmıştık. 2012’nin Şubat ayıydı, Galatasaray-Beşiktaş maçı vardı. (Evet Elmander’in resital yaptığı maç.) O maçtan sonra her maçı izledim ve 18. şampiyonluğa giden yolu kalbime kazıdım.

2012-2013 SEZONU

Aylar geçti. 2012-2013 sezonu başlamıştı ve Galatasaray fırtınası kaldığı yerden devam ediyordu. Şampiyonlar Ligi’nde grup aşaması geçilmişti ancak eleme aşaması için transferin şart olduğu belliydi. Aylardan Ocak, soğuk bir Ankara gecesi… Evde herkes yatmaya hazırlanırken ben de oturmuş uykulu bir biçimde zapping yapıyordum. TV8 kanalında “Telegol” isimli programa denk geldim. Galatasaray konuşuluyordu. Biraz dinleyeyim dedim. Tam kapatacaktım ki programın moderatörü Serhat Ulueren: “Son dakika, Sneijder Galatasaray’da!” diye bağırdı. Koşa koşa babamın yanına gittim, yataktan kaldırdım. Saat 3’e kadar televizyon izledik ve sevinçten uyuyamamıştım. O dönem PlayStation 2’im vardı. Gün boyu PES 2011 oynardım ve Drogba‘ya büyük bir hayranlık besliyordum. Attığı kafa golleri, yırtıcılığı ve tekniğine bayılıyordum. Sneijder geldikten birkaç gün sonra aynı olayın tam tersi yaşandı. Bu sefer babam beni yatağımdan kaldırdı. Yine soğuk bir Ankara gecesi, yine Telegol programı… “Evet, Drogba Galatasaray’da!” diye bağırdı bu sefer Serhat Ulueren. Gece yarısı evde sevinç çığlıklarıyla koşuyordum. Babamla birbirimize sarılıyor ve gülüyorduk. O gece hayatımın belki de en mutlu gecesiydi.

Didier Drogba geldi ve Akhisar Belediyespor maçına yedek olarak çıktı. En sonunda spiker anonsunu yaptı. DİDİER DROGBA OYUNA GİRİYOR! 66. dakikada orta geldi ve Drogba muhteşem bir kafa vuruşuyla topu ağlara yolladı. Evi yıkmıştım bağırarak… E tabi durur muyum? Hafta sonu hemen gidip parçalı Drogba-12 yazılı formayı aldırmıştım babama.

Aylar geçti. Şampiyonlar Ligi’nde rakip Real Madrid. İlk maç Galatasaray tüm dünyanın gözü önünde doğranmış; maç zorla Real Madrid’e verilmişti. İkinci maç başlamadan önce kimse bu maçın seneler boyu konuşulacağını ve Galatasaray tarihine altın harflerle yazılacağını bilmiyordu. 9 Nisan 2013’te uzun yıllar konuşacağımız maç oynandı. Benim kahramanım da bu maça damga vurdu. Efsanevi bir golle… Bilmeyen yoktur sanırım o topuk dokunuşunu. Ne kadar zorladıysak da geçemedik Real Madrid’i ve 2012-2013 sezonu Şampiyonlar Ligi defteri kapandı.

Ekim geldi. 2013-2014 sezonuna başlayalı 2 ay olmuştu. Şampiyonlar Ligi gruplarında maçlar tamamlanmak üzereydi. Önümüzde son bir engel kalmıştı: Juventus… Evet zordu herkes bunu biliyordu ancak biz de iyi bir takımdık. -İlk maç deplasmanda 2-2 berabere sonuçlanmıştı ve kahramanım orada da golünü atmıştı.- Geldik son maça. Karlı bir İstanbul akşamı ve ertelenen maç. Hatırlamayan yoktur sanırım, maç ertesi gün gündüz saatlerinde oynandı. Dakikalar 85’i gösterirken geriden gelen bir uzun topu Didier Drogba indirdi ve Sneijder golü attı. O gün neredeyse tüm ülke yıkılmıştı golden sonra. Juventus’u geçmiş ve gruplardan çıkmıştık. GOLÜ SNEIJDER ATTI ANCAK ASİSTİ BENİM KAHRAMANIM YAPMIŞTI.

2014 yazına gelmiştik. Baba için ayrılık vaktiydi. Gözyaşları içinde Drogba-12 formama sarılmış ve gidiş haberini NTV Spor’da izlemiştim. O günden sonra Galatasaray’a gelen hiçbir forvet O’nun yerini dolduramadı… Taraftar her transfer dönemi #ÇareDrogba etiketiyle tweetler atıyor ve Drogba görselleri paylaşıyordu. Unutulur muydu? Unutulmadı tabii ki. 2019 yılında tekrardan İstanbul’da, Türk Telekom Stadyumu’nda gördük onu. Beyinde Cengiz Kurtoğlu çalıyor: Önce bir kaç damla yaş, gözlerimden süzüldü… Duygulandık, çok duygulandık. Futbolcu olarak Baba’ya doyamadık ama teknik ekipte elbet bir gün görüşeceğiz ve doyacağız. Bize ilkleri yaşatan adam Didier Drogba, hissettirdiğin her şey için teşekkürler, iyi ki varsın!