Burak Yılmaz’ın Tuhaf Hikayesi

Genellikle bir oyuncunun kendini en çok geliştirebildiği dönem 20’li yaşları, zirvesi 27-28 yaşları olgun dönemi de 30’undan sonrasıdır. 30 yaşını geçmiş bir oyuncu, genelde kariyerinin ne seviyede noktalanacağını gösterir. Ama her şey gibi futbolda istisnalar ile doludur. Jamie Vardy gibi bazı oyuncuların ise öğrenmek için zamana ihtiyacı vardır. Burak Yılmaz’ın Tuhaf Hikayesi de yıllanan bir şarap misali gittikçe ivmelenen bir başarı hikayesi.

İlk Yıllar

Beşiktaş’ın kalecisi Fikret Yılmaz’ın oğlu Burak, 15 Temmuz 1985’te Antalya’da doğdu. Babasından dolayı olsa gerek küçük yaşlardan futbola büyük bir ilgi duydu. Okul yıllarında oynadığı futbol ve attığı goller, şehrinin takımının da ilgisini çekti. 13 yaşında, babasının da bir zamanlar forma giydiği Antalyaspor‘un alt yapısına çağırılan Burak, 3 senede başarılı performansı sayesinde PAF takımına kadar yükseldi.

2002-2003 sezonunda profesyonelliğe adım atan Burak, formayı ise ilk kez Gümüşhanespor karşısında 86.dakikada giymeyi başardı. O sezon pek forma şansı bulamasa da bir sonraki sezonda yavaş yavaş süre almaya başladı ve kendini gösterdi. Bu yükselişi, ona 2004 yazında meşhur U-19 Milli Takımı‘nın bir parçası olma şansını getirdi. Burak ve arkadaşları, ki Selçuk İnan gibi birçoğu sonradan çok yakın dostu olacaktı, Avrupa Şampiyonası’nda finale kadar çıktılar ve medyada onlardan Türkiye’nin umut vadeden yeni jenerasyonu olarak bahsedilmeye başlandı.

Antalyaspor ile lige yükselen ve alt ligte dikkatleri çeken Burak, 2006 yılında ilk kez Milli Takım’a da çağırıldı. Her şey onun için çok iyi gidiyordu ve bu gidişatın zirvelerinden biri de, babasının eski takımında oynamak olabilirdi. 2006 yazında Tigana‘nın isteği ile Beşiktaş‘a transfer oldu.

ROller-Coaster Dönemler

20’li yaşlarının başında bir futbolcu için hayallerinin de ötesinde bir kariyer başlangıcına sahipti Burak. Genç yıldız adayı olarak 4 büyüklerden birinde oynuyordu ve takımının şampiyonluk şansı vardı. İlk senesinde şampiyon olamasalar da Burak Yılmaz bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi’nde boy gösterebilecekti. Nitekim işler bu noktadan sonra pek de hayal ettiği gibi gitmedi. Yabancıların da dediği gibi hayat biraz Roller-Coaster gibidir. Sert çıkışlar ve sert inişlerle karşılaşabilir insan. Burak için de belki de 2007-08 sezonu devre arası böyle sert bir inişe sebep olmuştu. Henüz 4 ay önce Şampiyonlar Ligi kadrosunun üyesi olan Burak, devre arasında transfer olduğu Vestel Manisaspor ile küme düşmüştü.

manisahaberleri.com

Yine de bu yarım dönemdeki 16 maçta 9 gol atan Burak, ben hala bir yıldız adayıyım dedi. Bu performansı, İspanya ile Avrupa Şampiyonu olan Aragones‘in de dikkati çekti ve Burak, eski takımının ezeli rakiplerinden Fenerbahçe ile sözleşme imzaladı. Bir kez daha yükselişe geçtiği bu dönem, onun için daha sert bir düşüşe sahne olacaktı. Burak Fenerbahçe ile çok fazla forma şansı bulamadı ve bulduğu bu şansları da pek iyi değerlendiremedi. Bu sezon hiç gol atamayan Burak bu sefer de Eskişehirspor‘a transfer oldu. Burada 17 numaralı formayı ilk kez giyen Kral, bu numarayı bir daha hiç çıkarmayacaktı.

Eskişehir macerası da pek de istediği gibi gitmedi ve Sarı-Lacivertli takımda da gözden çıkarıldı. 2009-10 sezonunun devre arasında, o zamanın gözde oyuncusu Gökhan Ünal’ın transferi için kullanıldı ve Trabzonspor ile anlaştı.

Şenol Güneş Etkisi

İşler Trabzonspor ile anlaşması ile değişti. Aslında geldiği yarım sezonda öyle muhteşem bir performans ortaya koymasa bile sezonun son maçı onun adına kırılma noktası olacaktı. 2009-10 sezonunda Bursaspor ile yarışan Fenerbahçe’de her şey son maça kalmıştı ve Trabzonspor’u yenerlerse şampiyon olacaklardı. Her ne kadar 1-0 öne geçseler de Burak Yılmaz’ın golü ile beraberliği yakalayan Karadeniz ekibi, maçı kaybetmedi ve Burak, attığı o bir golle Fenerbahçe’yi şampiyonluktan etti.

Şenol Güneş, bu zamana kadar sağ kanat olarak görev alan Burak’ı 2010-11 sezonunda forvet pozisyonunda değerlendirdi ve Burak’ın kariyeri bir anda değişmeye başladı. Forvet oynadığı ilk sezonda bitiriciliğini önemli ölçüde geliştiren Burak, özellikle defans arkasına sarktığı ve kaleci ile birebirde kalarak skor ürettiği pozisyonlarla dikkat çekti. Bu oyunu o kadar çok benimsedi ki Süper Lig kariyerinde bu sebeple en çok ofsayta düşen oyunculardan da biri oldu. 2010-11 sezonunda 19 gol atan Burak, yine de Trabzonspor ile hayal ettikleri şampiyonluğa ulaşamadı. nitekim bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi’ne geri döndü. 2011-12 sezonunda da fırtına gibi esmeyen Burak, 34 maçta attığı 33 golle muhteşem bir performans sergiledi. Artık tartışılmasız Türkiye’nin en iyi hücumcusuydu ve bu onun için yeni bir maceraya kapı açacaktı.

Ronaldo’ya Kafa Tutan Adam

Kötü giden birkaç sezondan sonra başkan değişikliği ile Galatasaray büyük bir değişime gitti. 2011-12 sezonunda 3. Fatih Terim dönemi resmen başladı. Takımı baştan kuran yeni yönetim, Burak’ın da en iyi arkadaşlarından Selçuk İnan‘ı takıma katmış, Selçuk şampiyonluğun mimarlarından biri olmuştu. Galatasaray artık Şampiyonlar Ligi’nde oynayacaktı ve bunun için yıldız bir golcüye ihtiyacı vardı. O sıralar Lokomotiv Moskova‘nın da gündeminde olan Burak, bir kez daha İstanbul meydan okumasını kabul etmek istedi ve Sarı Kırmızılı takım ile anlaştı.

Sergen Yalçın‘dan sonra 4 büyüklerde oynayan ikinci futbolcu olan Burak, Galatasaray macerasında da kaldığı yerden devam etti. 2012-13 sezonunda Galatasaray için her ne kadar ilk 2 Şampiyonlar Ligi maçı istediği gibi gitmese de Burak’ın 6 golü ve 10 puan ile gruptan çıktı. Buradan sonra son 16 turunda da fileleri havalandıran Burak, o sıralarda Şampiyonlar Ligi’nde en golcü oyunculardan biriydi ve Cristiano Ronaldo‘ya adeta kafa tutuyordu. Aynı sezon kariyerinin de ilk şampiyonluğunu kazanan Burak, 2.5 yıl daha formasını terlettiği Sarı-Kırmızılı takımda 1 şampiyonluk ve 1 Türkiye Kupası daha gördü. Bu sezonlarda hep gol krallığına oynayan Burak’ın Galatasaray taraftarı için lakabı artık Kral olacaktı.

2016 Krizi

Galatasaray’da işlerin artık eskisi kadar iyi gitmediği ve ekonomik sorunların da kapıya dayandığı dönemde, takımın parlayan ismine bir cazip teklif geldi. Her ne kadar herkes onun kariyerine Avrupa’da devam etmesini beklese de, onun ve takımın istekleri üzerine Burak, 2015-16 sezonunda yine bir ara transfer döneminde Çin kulübü Beijing Guoan ile anlaştı. Burada gözlerden uzak bir şekilde futbol kariyerine devam etse de 2016 yazı onun için hiç de sakin geçmeyecekti.

2016 Avrupa Şampiyonası, Türkiye‘nin son dakikada katıldığı sürpriz bir turnuva oldu. İzlenda karşısında Selçuk’un attığı mükemmel frikikle milli bayrama dönüşen bu kutlamalar, yazın Milli bir krizin habercisiydi. Turnuva Türkiye Milli Takımı için hiç iyi başlamadı. Hırvatistan ve İspanya mağlubiyetleri ve bu mağlubiyetlerde oynanan kötü futbolun yanında uçakta kavga ve pirim krizi, son maç öncesi sinirleri epey germişti. Millilerin hala bir şansı vardı fakat aynı turnuvaya katılım gibi diğer takımlara bağlıydı.

Beklenen mucizenin gelmemesiyle birlikte Milli takım eve döndü dönmesine fakat Fatih Terim ile oyuncuların ve medyanın arası açıldı. Uçaktaki kavgadan dolayı Arda Milli Takım’a veda etti. Burak da arkadaşını destekledi ve o da bıraktığını açıkladı.

Eve Dönüş

Her ne kadar Türkiye’den uzakta Çin Ligi’nde 28 maçta 20 gol atarak iyi bir performans gösterse de Burak, Avrupa futbolundan uzak kalmak istemiyordu. Zor geçen 1.5 senenin ardından, zor zamanlarında ona kucak açan Trabzonspor‘a geri dönmeye karar verdi Kral. 32 yaşındaydı ve artık ondan bekleneni veremeyeceği, belki birkaç Anadolu takımı transferi sonrası futbolu bırakacağı düşünülüyordu. Ama o, tıpkı ilk Trabzon macerası gibi hırslı ve hevesliydi. 2017-18 sezonunda çıktığı 25 maçta 23 golünü atmış ve kötü giden takımın skor yükünü neredeyse tek başına yüklenmişti. 2018-19 sezonuna da Trabzonspor‘da başlayan Kral için işler pek de istediği gibi gitmedi. Taraftarla arası da açılan Burak bir kez daha babasına takımına dönmek ve bitmemiş bir hikayeyi tamamlamak istedi.

Twitter/ @Trabzonspor

Öyle çok istedi ki Ahmet Ağaoğlu’nu ikna eden Burak, alacaklarını da bırakıp baba evine Siyah Beyazlı takıma geri döndü. Beşiktaş ile 15 maçta 11 gol atan Kral bu performansı ile takımı potaya sokmuş ve taraftarı heyecanlandırmıştı. Her ne kadar 3. de olsalar, takım ve taraftarlar ona tekrardan güvenmiş, bütün bunlar da Milli Takım’a dönmesini sağlamıştı. Önce ülkesine, sonra tuttuğu takımına ve en son da Milli formaya kavuşan Burak, artık kendini evinde hissediyordu.

Twitter/ @yimazburak17

Son Kez, Bir Hayalin Peşinde

Beşiktaş’a imza atarken Burak “İnşallah son imzam olur.” demişti. Futbolu burada bırakmak isteyen Burak için hayat son bir sürpriz daha yapacaktı. Lille, 2020 yazında Burak’a yatırım yapmak istedi ve onu bedelsiz olarak kadrosuna kattı. Neredeyse kimse, bu teklifi alacağını beklemiyordu. 2 sene önce Anadolu kulüplerini gezer denilen Burak, 35 yaşında Avrupa’ya açılıyordu.

Twitter/ @yilmazburak17

Spor basınının beklentisi sezonda belki birkaç maç oynaması ve oynadığı maçlarda tecrübesi ile katkı sağlamasıydı. Ama Burak buraya Fransa’nın tadını çıkartmak için gelmemişti. O bir savaşçıydı. Alışma sürecini atlatan Burak, Nantes maçıyla birlikte tekrardan gollerini atmaya ve takımını taşımaya başladı. Özellikle sezon sonuna doğru öyle bir form yakaladı ki “Şampiyonluk gitti.” denildiği anda Lyon karşısında tek başına maçı çevirdi. Hem Fransız taraftarı hem de bizi performansıyla gururlandıran Burak’ı bir kez daha bu sefer Fransızlarla birlikte Kral diye bağrımıza bastık.

Şimdi pazar günü kazanırsa belki Galatasaray’dan sonra ilk defa bir de Fransa şampiyonluğu görecek Kral. Olmasa bile 35 yaşında, Fransa’da böyle bir sempati yakalamak, Avrupa’nın en büyük 5.liginde Mbappe, Neymar varken adından söz ettirmek ancak Ronaldo, İbrahimoviç seviyesindeki oyuncuların harcıdır.

Hemen hemen hepimiz “Acaba 25’inde gitse ne olurdu?” diye soruyoruzdur. Ama yıllanmış bir şarap gibiydi Kral, yıllar geçtikçe çok daha değerlendi çok daha geliştirdi kendini. İşte Benjamin Button gibi Burak Yılmaz’ın Tuhaf Hikayesi de böyleydi. Kim bilir belki onu önümüzdeki yıllarda çok daha büyük kulüplerde de görebiliriz. Ama nereye giderse gitsin, formasının hakkını sonuna kadar vereceğini, hala anlatacağı bir hikayesi olduğunu kanıtladı.